İLK KADIN HEKİM VE EBELER ve
İ.S. III. YÜZYILDA SARDEIS’DE YAŞAMIŞ BİR HEKİM-EBE: GLYKONIS
 
İ.S. 1. yüzyılda yaşayan Hyginus adındaki bir Romalı yazar, İ.Ö. 4. yüzyılda Atina’da yaşamış olan Hagnodike adındaki bir hekim kadının meslek yaşamını anlatırken (Fabulae, 10-3), onun Atina’nın ilk kadın hekimi (iatrine ya da iatros) olduğunu belirtir. Hyginus’un yazdıklarına göre Hagnodike’nin yaşadığı devirde Atina’da kadınların tıpla uğraşmaları yasaktı. Çünkü Atina yöneticileri kadın hekimlerin kürtaj yaptıklarına inanıyorlardı. Bu yüzden hekimlik mesleği erkeklerin tekeline girmişti. Ama çoğu Atinalı kadın, bir erkek hekime tedavi olmaktansa ölmeyi tercih edecek kadar tutucu idi. Bunun sonucunda Atina’da kadınlarında ölüm oranı arttı.
Hyginus’a göre Atinalıların kadın hekimlere büyük ihtiyaç duydukları bu dönemde yaşamış olan Hagnodike’nin öyküsü şöyledir:
«Hagnodike adındaki bir kadın tıp öğrenmek amacıyla Kadıköy (Khakhedon) kökenli ünlü hekim Herophilos’un (İ.Ö. 335-280) İskenderiye’deki tıp okulunda derslerine devam ederek bir kadın hastalıkları uzmanı (jinekolog) olur. Ama o devirde Atina’da kadınların hekimlik yapmaları yasaktır. Hagnodike bu yasağı delmek üzere saçlarını kestirir ve bir erkek giysisi (tunica) giyerek kendini bir erkek hekim olarak tanıtır. Ama Hagnodike’nin önündeki sorunlar bitmemiştir; çünkü onu bir erkek hekim sanan Atinalı kadınlar onun kendilerini tedavi etmesine izin vermezler. Hagnodike buna şöyle bir çare bulur: Kadın hastalarına gittiğinde eteğini kaldırarak vücudunun alt kısmını gösterir onlara kendisinin de bir kadın kanıtlar. Böylece Hagnodike'nin Atina’daki ünü ve müşterileri kısa zamanda artar. Ama gelirleri hayli azalan erkek hekimler bu durumdan çok rahatsız olurlar. Onun gerçekte bir kadın olduğunu bilmediklerinden, Hagnodike’nin kadın hastalarını ayartan bir erkek şarlatan olduğunu ve kadınların da yalnızca onunla birlikte olmak için hastalık uydurduklarını ileri sürerek dava açarlar. Hagnodike mahkemeye çıkarılır ve verilmesi muhtemel bir yüz kızartıcı cezadan kurtulmak için yargıçların huzurunda eteğini yukarı kaldırarak vücudunu gösterir ve onları kadın olduğuna ikne eder. Bunu öğrenen erkek hekimler daha da saldırganlaşırlar ve bu kez onu “kadınların tıp eğitimi almalarını yasaklayan yasayı çiğnemekle” itham ederler. Ama bu kez de Hagnodike’nin yardımına Atinalı kadınlar yetişir. Çoğu Atinalı politik önderlerin eşleri olan çok sayıdaki kadın Hagnodike’nin duruşmasına katılarak eşlerini şöyle protesto eder: «Siz erkekler, birer eş değil düşmansınız. Çünkü bizlere sağlığımızı geri getiren bu kadını mahkum ediyorsunuz!». Bunun üzerine mahkeme Hagnodike’yi serbest bırakır. Ve ayrıca, ilgili yasa değiştirilerek özgür Atinalı kadınların tıp sanatını öğrenmelerine izin verilir».
Hagnodike hakkında elimizde Hyginus’dan başka hiçbir kaynak olmadığından, günümüzün tıp tarihçileri böyle birinin yaşamadığına ve Hyginus’un anlattıklarının yalnızca bir masaldan (fabula) ibaret olduğuna inanmaktadırlar. Ama bu doğru olsa bile, Hagnodike, tarih boyunca tıp sanatını öğrenmek ve icra etmek isteyen kadınların bir sembolü olmuş ve bu cesur kadının mücadelesi tıp tarihinde her zaman saygıyla anılmıştır.
Elimizde birinci dereceden tarihsel kaynak olmadığından, Eski Yunanlılarda hekimlik ve ebeliğin ne kadar geriye gittiklerini bilmemiz mümkün değildir. Ancak Platon’un bazı eserlerinde, İ.Ö. 5. yüzyılda her iki mesleğin de icra edildiğine ilişkin bazı dolaylı ifadeler vardır. Örneğin, onun Theaetetus adlı dialogunda Sokrates, kendisinin gençleri eğitme konusunda verdiği çabaları bir ebenin (maia) yaptığı işe benzetmekte ve kendisinin de Phainarete adlı bir ebenin oğlu olduğunu ifade etmektedir (Theaetetus, 149 a1-c2). Buradan, Sokrates’in yaşadığı devirden itibaren Atina’da bazı eğitimli ebelerin varlığını çıkarsamak mümkündür. Yine Platon, Politeia (Devlet) adlı eserinde, insan ruhunun cinsiyeti olmadığından, doğurganlık yeteneği bir yana bırakılırsa, kadınların erkeklerden hiçbir farkının olmadığını belirterek, hekimlikte ustalaşmış bir erkekle bir kadının aynı potansiyele sahip olduklarını söyler. Ona göre, bir kadın tıpta uzman olur, diğeri olmaz; bir kadının doğuştan gelen bir müzik yeteneği vardır, diğer birinin ise yoktur (Politeia, 454d2 ve 455e6-7). Tüm bu ifadeler, Platon’un yaşadığı dönemde Atina’da kadın hekimlerin varlığına ilişkin güçlü kanıtlar olarak kabul edilmektedir.
Yunanistan’daki Attika bölgesinde bulunmuş olan ve İ.Ö. 4. yüzyıl ortalarına tarihlenen bir mezar yazıtı, Platon’un kadın hekimlerin varlığına ilişkin yazdıklarını doğrulayan ilk kanıttır. Phanostrate adındaki bir kadına ait olan bu mezar taşının üzerindeki yazıtta şunlar okunmaktadır:
«Bir ebe (maia) ve hekim (iatros) olan Phanostrate burada yatıyor. O hiç kimseye acı çektirmedi. Ve herkes onun ölümüne ağladı».
[Not: Eski Yunanlılar hekim için iatros, ebe için ise maia ifadelerini kullanıyorlardı. Bu ifadelerin Romalılardaki Latince karşılıkları ise medicus ve obstetrix sözcükleri idi].
Adı günümüze ulaşan ilk kadın hekim olan Phanostrate aynı zamanda ebelik de yapmaktaydı. Yazıttan anlaşıldığına göre bu kadın, verdiği sağlık hizmetlerinden dolayı çevresinde takdir edilen ve sevilen bir kişi olmuştu.
Öte yandan, Sardeis (Sart Mustafa/Salihli) antik kentinde bulunarak 1899 yılında Amerika’ya götürülen Grekçe bir mezar yazıtı, Phanostrate gibi, hem hekimlik ve hem de ebelik mesleğini icra eden, Glykonis adındaki diğer bir kadından söz etmektedir:
«Sardeisli hekim-ebe (iatromaia) Aurelia Glykonis’in (mezarı)».

İ.S. 3. yüzyıla ait olan bu yazıtta sözü edilen Glykonis adındaki bu kadının adını ilk kez bu yazıttan öğreniyoruz. Yazıtta, Glykonis’in mesleğini ifade etmek kullanılan iatromaia ifadesi iatros (hekim) ile maia (ebe) sözcüklerinden oluşmaktadır. Adından bir Roma vatandaşı olduğu anlaşılan bu Sardeisli kadın, meslektaşı Phanostrate gibi, ebelik ve kadın hastalıkları konularında bilgi sahibi idi. Ancak gerek Phanostrate’nin ve gerekse Glykonis’in bir tıp okulunda mı yoksa bir ustanın yanında mı yetiştiklerini bilmek mümkün değildir.
Sardeisli Glykonis’in mezar yazıtını kaydeden mermer plaka kuşkusuz bir mezar binasının duvarına monte edilmiş olmalıydı. Böyle pahalı bir mezar yapısı Glykonis’in varlıklı bir hekim olduğuna da işaret ediyor olmalıdır.
Eldeki buluntular bize antik devirde hekim-ebe (iatromaia) sayısının hayli az olduğunu göstermektedir. Nitekim, Phanostrate ile Glykonis dışında adını bildiğimiz tek hekim-ebe, Kilikia bölgesindeki Korykos (Mersin-Kızkalesi) kentinde yaşamış olan Stephanis adındaki Hristiyan bir kadındır. Onun İ.S. 4-5. yüzyıllara ait olan mezar yazıtında şunlar okunmaktadır:
«Bu lahit, Stephanos oğlu fırıncı Georgios’a ve hekim-ebe (iatromaia) Stephanis’e aittir».
                                                                                      Hasan Malay          
 
KISA KAYNAKÇA:
Monumenta Asiae Minoris Antiqua (MAMA) III, 1931, 144-145, no. 292A.
V. Nutton, Ancient Medicine, 2004.
N. Demand, Birth, Death, and Motherhood in Classical Greece, 1994.
H.N. Parker, “Women Physicians in Greece. Rome, and the Byzantine Empire”, Women Physicians and Healers: Climbing a Long Hill (ed. L.R. Furst), 1997, 131-150.
F.P. Retief and L. Cilliers, “The Healing Hand: The Role of Women in Ancient Medicine”, Acta Theologica, Supl. 7, 2005, 165-188.
E. Samama, Les médecins dans le monde grec (2003), 109, no. 002.
P. Keen - G. Petzl, “Two ‘Migrating Stones’ with Three Inscriptions”, ZPE 191 (2014), 189-192.